• mapTR

Ülke Seçimi

İnsanları Doğaya Yaklaştıran Mimari Akım: Biyofilik Tasarım 10 TEMMUZ 2019

Gün geçtikçe doğaya özlem artıyor. Tasarım dünyası bu ihtiyacın farkındalığıyla insan için fayda üretiyor. Doğa ile entegre biyofilik tasarım sayesinde insan yeniden doğa ile buluşuyor.

İçinde yaşadığımız endüstriyel şehirler sebebiyle insanın doğaya olan özlemi her geçen gün artıyor. Dolayısıyla birçok alanda doğaya dönüş bir akım, bir fikir ya da bir ihtiyaç olarak insanlarla buluşuyor. Doğaya duyulan özlemin mimarideki yansıması ise biyofilik tasarım anlayışıyla kendini gösteriyor.

Biyofilik tasarım, ünlü biyolog Edward Osborne Wilson tarafından ortaya atılan “biophilia” kavramı üzerinden doğdu. Biophilia kavramı yaşam sevgisi veya yaşayan sistemlerin sevgisi anlamına gelmektedir. İnsanoğlunun diğer tüm yaşam sistemlerine içgüdüsel olarak bağlı olduğunu öne sürmektedir. Günümüzde kentsel yapılaşmanın giderek büyümesi ve kentlere olan göçün sürekli olarak artması sebebiyle “biophilia” kavramı da her geçen gün değer kazanıyor.

Mimaride Biyofilik Tasarımın Amacı Nedir?

Günümüzde teknolojinin yükselişi ile birlikte aşırı sanayileşmiş kentlerde insanların doğayla arasındaki temel bağlantı kaybolmaya yüz tutuyor. Biyofilik tasarım bu bağı tekrar kurabilmeyi amaçlayan yenilikçi bir yönelim. Bu yaklaşımı benimseyenler tarafından doğa; tasarıma bilinçli olarak dâhil edilerek kaybolan bağ yeniden kurulmaya çalışılıyor. Canlı sistemler yaşam alanlarına taşınıyor ve doğayı hissedebilmek için şehirden ayrılma zorunluluğunu ortadan kaldırmak amaçlanıyor.

Biyofilik Tasarımın İnsan Hayatına Etkileri

İnsan, zihninde bulunan doğa ile etkileşime geçme ihtiyacından mahrum kaldığı takdirde özünden bir kopma yaşanıyor. Bu yoksunluk insan hayatına fiziksel yönde dezavantaj olarak geri dönerken, aynı zamanda stres ve odaklanma zorluğu gibi bir takım psikolojik etkiler de yaşam kalitesini etkiler düzeylere gelebiliyor. Doğa ile olan bağlarını sağlam tutabilen insanlar yaşadıkları sağlık problemlerinde daha hızlı bir iyileşme süreci geçirdikleri gibi, yüksek motivasyona da sahip olduklarından hayat kaliteleri ve yaptıkları işlerdeki verimlilikleri de artıyor.

Yapılan araştırmalara göre biyofilik tasarım uygulamaları ofislerdeki verimliliği %8 oranında arttırırken; çalışanların kendilerini daha iyi hissetmesi konusunda ise %13’lük bir artış sağlıyor. Tüm bunlar da yaratıcılığı desteklerken çalışanların işe gitmede devamlılık sağlamasına da yardımcı oluyor.

Eğitim yapıları içerisinde uygulanan biyofilik tasarım fikirleri ise çok daha etkili sonuçlar elde edebiliyor. %20 - %25 oranındaki öğrenme artışı biyofilik tasarım etkisi olarak değerlendiriliyor.

Bir Adım Ötesi: Biyofilik Şehirler

Biyofilik şehir deyince akla gelen sadece biyo-çeşitlilik içeren bir şehir olmamalıdır. Bu şehirler aynı zamanda doğal sistemlerle uyumlu ve doğadan bir takım dersler alan tasarım ve planların; yine doğayla birlikte gerçekleştiği yapılar olmalılar. Bu şehirler doğayı ve tüm doğal unsurları korumakla kalmıyor zarar görmüş unsurların da iyileşmesine zaman içerisinde yardımcı oluyor. Uzun zamandır sürdürülebilir toplumlar üzerine çalışmalar yapan Timothy Beatley’e göre şehirlerdeki çevreci yaklaşımlar, öncelikle taşımacılık olmak üzere yenilenebilir enerji ve enerji verimli binalar gibi konulara odaklanırken doğayı sürecin tamamen dışarısında bırakıyor. Beatley “Bu unsurlar şehrin imajını düzeltiyor, ama yeterli değiller. İnsanların doğal dünya ile bağlantı içinde olmaya ihtiyaçları var. Sürdürülebilir kentsel gelecek için doğaya odaklanmak ve doğal yaşam formlarını takdir etmemiz gerekiyor” diyor.

 

Bu anlayışla ortaya çıkmış en önemli mimari eserlerden biri olan Milano’daki Bosco Verticale’yi “Ayın Şehri Milano” kapsamında geçtiğimiz aylarda incelemiştik. Yakından bakmak için ilgili bloğu inceleyebilirsiniz. https://www.yildizentegre.com/tr/agacin-izinde/agacin-izinde-bir-yapi-bosco-verticale

Doğaya duyulan özlemin mimariye yansıması...

Horizon Interactive Web Awards