AĞACIN İZİNDE RICHARD ROGERS

16 Kasım 2020

Zamanın Ötesinde: Richard Rogers

 

Çığır açıcı işler üreten Richard Rogers, 20. ve 21. yüzyıla yön veren mimarlar arasında sarsılmaz bir yere sahip. Eylül 2020'de  43 yıl önce kurduğu Rogers Stirk Harbour + Partners'tan emekli olduğunu ilan eden mimar, aynı zamanda kentleşme olgusuna dair politik söylemleriyle mimarlığı siyasetin gündemine sokan ilk isimlerden biri.

 

1933 yılında İtalya’da doğan Rogers’ın mimarlık kariyeri, İngiltere’de AA (Architectural Association) ve ardından Amerika’da Yale Üniversitesi’nde aldığı mimarlık eğitimlerine dayanıyor. Rogers mezun olduktan sonra ilk ortaklığını ilk eşi Sue, Norman ve Wendy Foster ile birlikte kurdukları Team 4’ ile ikincisini ise 1970 yılında İtalyan mimar –Ağacın İzinde Mimar köşemizin geçen ayki konuğu- Renzo Piano ile Piano+Rogers Architects adı altında gerçekleştirmişti.  Onunla birlikte tasarladığı Georges Pompideu Center ‘70’lerde gelenekselciler tarafından Paris’in siluetini bozan çirkin bir yapı olarak algılansa da hem teknik hem de kavramsal açıdan ne derece başarılı olduğunu, güncelliğini koruyarak çoktan kanıtlamış durumda.

 

Dışavurumcu Lloyd’s Binası

Mimarlık tarihinde olduğu kadar, kariyerinde de dönüm noktası olan Georges Pompideu Center’ın tamamlanmasının ardından Richard Rogers Partnership’i kuran Rogers, dünya çapında yankı uyandırmayı sürdürür. Bir yarışma sonucu kazandığı Londra’daki Lloyd’s binası (1978-1986) örneğin, kentsel anlamda çığır açıcı olmasından öte, Rogers’ın mimari dışavurumculuğunu da simgeler. Önceki projesiyle apaçık benzerlikler olmasına karşın, Rogers, çevresine tümüyle yabancı bir eklenti olarak değil daha çok kentin görsel dokusuna uyum sağlayan bir yapı fikrinden yola çıkar. Merdivenler, asansörler ve diğer hizmetler yine binanın içinden dışarıya taşınmış, dış cephede kuleler ve bacalarla ifadesini bulur. Binaları ‘hizmet edilen ve hizmet eden alanlar’ olarak ikiye ayıran Louis Kahn’ın mimarlık yaklaşımında olduğu gibi…

 

Prefabrike “Ağaç” ve Bambu Çatısıyla: Madrid Barajas Terminal 4

Madrid Barajas Havaalanı-Terminal 4 (1997-2010) de Rogers’ın “makine-bina olgusu, mimari saydamlık, kamu ve özel mekânların iletişimi, kullanıcı odaklı esnek kat planları” gibi ilkelerini tekrarlıyor. Yolcular için işlevsel ve konforlu bir mekan sunan terminal binası,  kentsel ve mimari boyut, insan ölçeği ve çevresel etkiler gözetilerek bütünsel bir yaklaşımla ele alınmış.

Havaalanının hava trafiğine hizmet eden bir servis alanı olmasının ötesinde, mimarisiyle kentsel dokunun entegre bir parçası olabilmesi, bu terminal projesinin en önemli karakteristiklerin biri. Yolcuların yolculuk sürecini kolaylaştıran, kolay okunabilen mimari çözüm, ana binadaki farklı işlevsel hacimleri ve modülleri birbirinden ayırarak ardışık süreçleri belirginleştiriyor. Binanın okunaklı, modüler tasarımı, prefabrike çelikten geniş kanatların oluşturduğu ardışık dalgalar yaratıyor. Merkezi 'ağaçlar' ile desteklenen büyük çatı, mekanın doğal ışıktan olabildiğince yararlanmasını sağlıyor. Işıkla dolu 'kanyonlar', yalın bir malzeme paleti ve detaylar mimarinin karakterini belirliyor. İç kısımda, bambu şeritler,  çelikten ağaçların taşıdığı dalgalı çatıya pürüzsüz ve kesintisiz bir görünüm kazandırıyor.

 

 

1998 yılından beri devletin çeşitli kurumlarının planlama bölümlerinde danışmanlık yapan mimar, politik görüşleriyle de etkin bir isim oldu. 1999 yılında, Richard Rogers Urban Task Force’un başkanı olarak ‘Towards an Urban Renaissance’ adlı raporu yazarak kentsel rönesansı ateşledi; İngiltere Yeni İşçi Partisi’nin de desteğiyle yürünebilir, sürdürülebilir kent ve banliyölerin yaygınlaşması gerektiğini savunarak sürdürülebilir kentsel dönüşüm projeleri gerçekleştirdi: Manhattan East River Waterfront, Seul’de karma yapıya sahip bir masterplan projesi, Thames Nehri kıyısında yer alan Convoys Wharf (2002-2005) ve Batı Londra’da bulunan Wembly Stadı’nın kentsel çevresi (2002-2005), Lizbon Almada’da rıhtım yenilemesi (2002-2010), Berlin’de Potsdamer Platz (1991), Floransa yakınlarında Piana di Castello (1995) ve Şangay’daki Pudong yarımadası (1992-1994) gibi.  Greenwich’de tasarladığı Millennium Dome (1996-1999) ile sembolleştiren Rogers’ın mimarlık anlayışını New York kenti için 71 katlı Dünya Ticaret Merkezi binası, Tokyo Nippon TV Merkez Ofisi gibi son dönem projelerinde de görmek mümkün.

 

Japan Art Association tarafından verilen Praemium Imperiale (2000), Madrid Barajas projesindeki ışık kullanımıyla ilgili aldığı Stirling Ödülü (2006), Pritzker Mimarlık Ödülü (2007) ve American Institute of Architects Altın Madalya (2019)dahil birçok ödülün sahibi olan Rogers’ın mimariye yaptığı en büyük katkı sadece Pompidou’da olduğu gibi teknolojik bir görüntü yaratmak değil, mimarinin sosyal ve kentsel boyutunu da vurgulaması; detay ve strüktürün dahiyane sentezini ortaya koyması olmuştur.

1933 yılında İtalya’da doğan Rogers’ın mimarlık kariyeri, İngiltere’de AA (Architectural Association) ve ardından Amerika’da Yale Üniversitesi’nde aldığı mimarlık eğitimlerine dayanıyor.